twitter facebook steam
Toplam 3 sayfa 123 SonuncuSonuncu
Konuda toplam 24 mesaj bulunuyor.

Bir Teknik Adamın Önlenemeyen Yükselişi

Oyun Rehberleri Kategorisinde ve FM Köşe Yazıları Forumunda Bulunan Bir Teknik Adamın Önlenemeyen Yükselişi Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Uzunca bir kariyer hikayesi Bu oyunu belki de tabiri caizse bazılarınızın yaşı kadardır oynarım. Orta 2’ye giderken bir arkadaşım vermişti ...

  
  1. #1
    Genç Star puppy_snoopy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    21 Ekim 2007
    Mesajlar
    34
    Beğeniler
    0

    Bir Teknik Adamın Önlenemeyen Yükselişi

    Uzunca bir kariyer hikayesi


    Bu oyunu belki de tabiri caizse bazılarınızın yaşı kadardır oynarım. Orta 2’ye giderken bir arkadaşım vermişti sene 1992… o zamanlar oyunun adı “ Championship Manager” adı altında yayınlanıyordu. Ama sadece İngiltere’de oynayabiliyorduk. O zamanlar için bile efsane bir oyundu. Daha sonra “Championship Manager Italia’95” çıkmıştı ki orada beni cezbeden şey bir Türk oyuncusunu renklerine katabilme ihtimaliydi. Oda “ Hakan SUKER” şimdi içinizden bazılarının suker? Dediğini duyabiliyorum. O zamanlar o kadar oyun ortamlarında 2.plandaydık ki zamanındaki en ünlü oyuncumuzu bile Hırvat Davor Suker ile karıştırabiliyorlardı. Sezon arası güncelleme tam 45 dakika sürüyordu. Kısacası o yıldır bu yıldır bu oyunu oynarım… Sene oldu 2009…17 yıl sonra ilk defa bir kariyer maceramı anlatacağım. Ancak bu satırları yazmak için biraz geç kaldım tabi oyunda 7. senemdeyim ve bazı verilere ulaşamıyorum o yüzden üstün körü geçmek zorunda kaldım ne yazık ki.
    Oyuna her zaman olduğu gibi Fenerbahçe ile başladım . Aragones’in Fenerbahçe’de 4 gün süren teknik patronluk görevi tanınmamış ve tecrübesiz bir ismin takımın başına geçirilmesiyle kafalarda oluşan soru işaretleri medyada geniş yankı bulmuş, bu tecrübesizlik bazı ezeli rakiplerin iştahını kabartmıştı. Ama Aziz Yıldırım bu kağıt üstünde tecrübesiz ile olsa görev verdiği kişilerin yeteneklerini her zaman önceden sezmiştir. Ve nitekim de öyle oldu.
    İlk işim takımdaki gereksiz mevkilerde bulunan oyuncuların elden çıkartma politikası güdülerek yeni transferlere kaynak yaratmak oldu. Ama ilk sezonda bu amacıma ulaşamadım ve Aziz Yıldırım’ın kulübe bağışladığı transfer bütçesiyle bazı isimler katmak zorunda kaldım. 10,000,000$ ‘a Kayserispor’dan sağ kanada Mehmet Topuz’u aldım. Yanına da genç yetenek olduğunu düşündüğüm Aydın Erderin’i takıma kattım. İlgilendiğim birkaç yabancı oyuncuyu takıma katmak için Maldonado’yu bedavaya Derby’e gönderdim.




    Hazırlık maçlarında başarılı sayılabilecek sonuçlar gelmeye başladı . oynanan 6 hazırlık maçından 20 gol çıkaran Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Finlandiya’nın Tampere Utd takımıyla oynanacak maç için umut vermişti. 1-0 ve 5-0’lık skorlarla ilk turu geçen Fenerbahçe’nin karşısında bu kez Slavia Prag vardı ve her iki maçı da 1-0’lık skorlarla geçmesini bilmişti. Artık Fenerbahçe Şampiyonlar Ligindeydi ve yaklaşık 10,000,000$ kasasına girmişti . Bu bir anlamda Mehmet Topuz’un bonservis ücretiydi.



    Şampiyonlar ligi’ne kötü başlangıç yapan Fenerbahçe Old Trafford’da Man UTD’ye 4-1 mağlup olmuştu. Ama bu bir başlangıçtı ve ardı ardına 3 galibiyet alarak puanını 9’a çıkartmıştı. Ta ki gruptaki belalısı Manchester ile Şükrü Saraçoğlu’da karşılaşıncaya dek. Rooney’in 2 golüne Güiza tek golle cevap vermişti. Ama bu her iki takım için de fazla bir anlam taşımıyordu ve son maçlara gruptan çıkmayı garantileyen 2 takım olarak çıkıyorlardı. Son maçların ardından 2. turdaki rakibimiz Nihat’lı Villareal’di. İlk maçta 2-1 yenilmiştik ama avantaj bizdeydi. İstanbul’daki rövanş maçında Semih’in tek gölüyle adımızı çeyrek finale yazdırmıştık. Bu kez rakip Bayern’di ve ilk maçta yine deplasmanda 2-1 mağlup olmuştuk. Acaba?? Dedik kendi kendimize yine tek atıp geçermiyiz? Ama bu sefer olmadı Bayern , Münih’teki tarifenin aynısını uyguladı ve bizi Şampiyonlar liginden dışarı attı.



    Gözünü lige çeviren Fenerbahçe, çok şaşaalı bir sezon geçirmiyor , aksine oynadığı tüm derbilerden beraberlikle ayrılarak ilginç bir anekdota imza atıyordu . İlk derbi galibiyetini Beşiktaş’a karşı kupada 2-1 ile alan Fenerbahçe’nin bu sevinci rövanşta 1-3 yenilmesiyle kursağında kalıyordu. Ligi ezeli rakiplerinin peşinden 3. olarak bitiren Fenerbahçe de revizyon sinyalleri gelmeye başlamıştı.



    Takımdaki revizyon büyük çapta olmuştu ve “ balık baştan kokar” mantığı ile kaptan Alex 14,25M $’a Atletico’ya , 2. kaptan Semih 6,25M $’a Hoffenheim’e satılmıştı. Taraftara bu iki oyuncunun yerine çok önemli ve dünya starı oyuncular alacağına söz veren teknik patron sözünde duruyor ve Boca’dan 24M $ karşılığında süper golcü Rodrigio Palacio’yu renklerine bağlayıp ardından 2. bombasını Arjantinli Alessandro D’Alessandro’yu renklerine bağlayarak patlatıyordu. Taraftarlar bu iki oyuncunun formalarını kapış kapış satın alarak kulübe de maddi destek sağlıyorlardı.



    Avrupa’da UEFA kupasında mücadele eden Fenerbahçe gruplardan çıkmayı başarsa bile 2. turda Werder Bremen’i kadıköy’de 2-1 mağlup etmesine rağmen deplasmanda 1-0 yenilerek yine bir Alman takımına elenerek lige dönüyordu. Ligde başarılı bir sezon geçiren Fenerbahçe elindeki onca yetenekli golcüye rağmen sadece 56 gol atarak takım içerisindeki uyum sorununu gözler önüne seriyordu. Bu arada Volkan Demirel en az gol yiyen kaleci olarak Avrupa’dan ödül alarak takıma sezon başındaki “Avrupa’da başarı” ilkesini farklı bir açıdan da olsa yakalatıyordu.



    Fenerbahçe yine Şampiyonlar ligindeydi ve elindeki fırsatları iyi değerlendirmek istiyordu. Taraftarın artık sabrı kalmamıştı. Mutlak başarı istiyordu ve teknik heyet üzerindeki baskı gitgide artıyordu. İlk iş olarak eksik bölgelere takviye yapılması gerekiyordu. Bir sezon önce Güiza’yı yakından takip eden Atletico reddedilemeyecek bir teklif vererek O’nu Fenerbahçe’den 20M $’a koparıyordu. 2.forvetsiz kalan takım gözünü Güney Amerika’ya çevirmiş yıldızı yeni parlayan Marquinhos’u herkesten önce renklerine bağlamıştı. Devre arasında da Edu’yu Wigan’a kaptıran Fenerbahçe yine bir Brezilyalı olan Thiago Silva’yı almıştı. İlk maçında coştukça coşan Thiago Silva bir defans oyuncusu olmasına rağmen hat-trick yaparak sarı-lacivertli formaya 3 golle merhaba demişti.

    Devler liginde çok zor olmayan bir gruba düşmesine rağmen o sene büyük patlama yapan Bordeaux’un da arkasından 3. olarak UEFA kapılarına gelmişti. Bu kez UEFA diyen takım ve yönetim kura çekimi sonrasında umutlarını kaybetmişti. Çünkü rakip Barcelona’ydı ve geçmişinden daha güçlü bir yapıya sahipti. Bu umutsuzluk bulutlarını teknik patron yaptığı basın toplantısındaki olumlu demeçleriyle dağıtmış , tünelin sonundaki ışığı kendisinden başkalarının da görmesini sağlamıştı. İlk maçta Şükrü Saraçoğlu bayram yeri gibiydi ve takım taraftarın bu bayramını görmezden gelemezdi. İşte sahadaki 11 müthiş isim adeta barcelonaya sahayı dar etmiş maçın sonunda “maçın adamı” seçilen Valdes’in kalesine birbiri ardına tehlikeli akınlar düzenlemeye başlamışlardı. Ama valdes günündeydi ve herhalde bir daha kariyeri boyunca böyle bir maç çıkaramayacaktı. Ama o da hata yaptı ve köşe vuruşundan gelen ortayı Lugano şık bir kafa vuruşuyla ağlara göndermiş , Barcelona’nın bu maçtaki tek olumlu olayının kalecisinin maçın adamı seçilmesiyle sınırlandırmıştı. Bir hafta sonra Nou Camp’ta istanbulu aratmayacak bir hava vardı. Ama bu kez renkler kırmızı lacivertti. Ama turu aklına ve yüreğine koyan oyuncular 2-1 yenilseler bile bir tarih yazmışlar kupanın kesin favorisi Barcelona’yı bu zevki tattırmamışlardı. Bir üst turda rakip Olympique Marseille idi ilk maçı 3-2 kazanan takımımız rövanşta daha ilk dakikalarda yediği golle tüm konsantrasyonunu kaybetmiş ve skora razı olup evinin yolunu tutmuşlardı. Ama taraftarlar büyük Barcelona zaferi ile işlerin yoluna girmeye başladığını görmüşlerdi.




    Fenerbahçe artık kendi ligindeydi ama kendine rakip bulamıyordu. Tüm ezeli rakiplerini ezen Fenerbahçe ligi en yakın takipçisinin önünde 10 puan farkla na mağlup olarak ve sadece 12 gol yiyerek şampiyon olmuşu. Bu durum avrupa’nın bir çok köklü kulüplerin gözlerinin takım oyuncularına , özellikle de teknik direktöre çevirmelerine sebep oluyordu. Bu sırada teknik patronu elinden kaçırmak istemeyen başkan Aziz Yıldırım yeni bir kontrat önermiş ve tarafımdan kabul edilmişti. Werder Bremen ve Sporting Lisbon’dan gelen menejerlik teklifleri de geri çevrilmiş , bu haberler taraftarın kalbindeki yerini daha da perçinlemiştir.



    Zorlu bir sezonu atlatan takım üst üste 3. şampiyonluk için kolları sıvamıştı. Ama takımda bir sorun vardı ve sezon içerisinde gelen yabancıların sadece 1-2 tanesi ertsei sene de kendine yer bulabiliyordu. Bu sezon da aynısı olmuş geçen sezon takıma katılan genç yetenek Marquinhos 39M $’a Inter’e , Pazzini Middlesbrough’a gitmişti. Bu durum takımın istikrarını bozduğunu düşünen teknik heyet tüm çalışmalarını yurtiçindeki oyunculara vermiş ve uzun araştırmalar sonucunda geleceğin yıldızlarını takıma katmışlrdı. Marquinhos’tan boşalan santrafor mevkisine yıllarca River forması giyen sadık oldğuna inanılan Falcao layık görülmüş ve her türlü imkanlar seferber edilerek 40M$’a renklere katılmıştı. Bu büyük bir riskti takım yenilenmişti ve aşının tutup tutmayacağı tamamen bir muammaydı. İlk etapta göze çarpan birkaç yetenkli oyuncu kendilerini ilk 11’de heme yer buldular ve başarılı olacakları gözlerinden belliydi.



    Sezona etkileyici bir başlangıç yapan Fenerbahçe , hazırlık maçlarında 1 gol yiyip 13 gol atarak iyi yolda olduğunun sinyallerini vermişti. Türkiye süper kupasını Trabzonspor’u 4-2 yenerek alan takım taraftarlarını iyice rahatlatmıştı.
    Şampiyonlar liginde zor bir gruba düşen takım 11 puan toplayarak bir üst tura geçmeyi bilmişti. Bir üst turda geçen sene destansı bir zaferle kupanın dışına ittiği Barcelona ile eşleşmişti. Ama bu kez Barça istediğini aldı ve takımı 3-0 ve 2-1 lik skorlarla öcünü almış oldu. Bu sırada Fenerbahçe ligde fırtına gibi esiyor , tam 81 maçtır yenilmiyordu. Ta ki ligin bitimine 4 hafta kala ligde kalmayı son anda garantileyen Hacettepe maçına çıkana kadar. Takım artık şampiyonluğu neredeyse garantilemişti. Ama bu yenilmezlik serisi takımda büyük bir baskı yaratıyordu. Bu baskıya dayanamayan takım zayıf rakibine 2-1 boyun eğiyor , ama bir yandan da kırılması çok zor olan bu rekora sahip olduğu için seviniyordu. Ligi önceki senelere kıyasla daha fazla gol atarak 74 gol ile yine şampiyon bitiriyordu. Türkiye kupasında da galatasaray’ı 4-2 geçerek “double” yaparak takımın tarihinde unutulmazlar arasında hak ettiği yeri alıyordu.

    Gelecek sezon için takıma takviye yapmak isteyen teknik patron iyi bir orta sahaya gereksinim duymuş ve de altyapıya önem vererek genç yetenekler aramaya başlamıştır. Kafasında , bulacağı bu genç yetenekleri yeni pilot takımlar oluşturarak burada gelişmelerini sağlayıp gelecek fenerbahçe’yi kurmaktı. Ancak hayat her zaman istendiği gibi olmuyor ve bu proje neticesinde başkan ile teknik patronun arası uygun kulüp bulunamaması sebebiyle açılmıştı. Yönetim her daim yaptığı açıklamalarda teknik patrondan memnun olduğunu belirtirken yeni sezon öncesi yaşanan bu kriz basın toplantılarına da yansımış , endişe duyduklarını beyan etmişlerdi. Bu durum karşısında profesyonellikle duygusallık arasında kalan ben orta yolu bularak daha iyi bir teklif gelirse takımdan ayrılmayı kafama koymuştum. Bu sırada bir çok takımın listesinde başı çektiğim söylentilerine karşılık ciddi teklifler henüz gelmemişti. Sezona brezilya’lı Arouca’yı takıma katarak orta saha sıkıntımı giderebileceğimi düşünmüştüm. İyi bir oyuncu olmasına rağmen istediğim tipte bir oyuncu değildi. Yaşı ilerlemiş Emre takıma hücum anlamında daha fazla katkı sağlıyordu. Devre arasında Hernanes veya Miguel Veloso’yu takıma katmak için çabalarken ikisini birden Inter’e kaptırınca paranın gücünü iyice anlamış oldum.
    Kötü başlangıç süper kupa ile başlamıştı. Ezeli rakip galatasaray’a kaptırılan kupa kamuoyunda başkanın haklı olduğu görüşünü yaygınlaştırmıştı. Ligde de iyi giden takım Milan , Staebek ve Anderlecht’li gruptan lider olarak bir üst tura çıkmıştı. İlk turda rakip O.Lyon’du ve müthiş maçın ardından deplasmanda 6-5 yenilmiştik. Ama bu öyle umut dolu bir skordu ki herkesin gözü bir üst turdaydı.



    Rövanş maçı iyi başlamıştı 15.dakikada Palacio 1-0 yaptı ama süperstar Pjanic 29’da durumu eşitledi. Ama 51000 kişi turdan emindi. Deplasmanda rakip filelere 5 gol atan takım buradan boynu bükük ayrılmazdı. Bu düşünceler devam ederken Lyon ilk yarının son dakikasında bir gol daha bularak devreyi 2-1 önce kapattı. Bu gol tam bir soğuk duş etkisi yarattı. Devre arasında tüm oyuncularıma güvendiğimi ve bu turu geçememizin mucizelere bağlı olduğunu söyledim. Nitekim öyle de oldu fırtına gibi bir başlangıç yaptı takımım. 53. dakikada bir penaltı kazanmıştık. İşte! Kader anımızdı… önce beraberlik sonra bir gol daha… takımın golcüsü ve penltıcısı Palacio topu beyaz noktaya koydu ve 3 adım gerildi. O gerildikçe tribün sessizleşti ve onlar daha da gerildi. Tam köşeye o kadar güzel vurdu ki o topu sadece dünyanın en pahalı kalecisi kurtarabilirdi ki nitekim de öyle oldu 41M$ lık Hugo Lloris o topu çıkardı ve tribünleri 51,000 kişilik dev koro bir anda dehşet dolu bir kabusa girdi. Ardından 67’de Benzema takımına penaltı kazandırdı. Yaptırdığı penaltıyı gole çeviren isim yine kendisi oldu. 1-3 …iyice bozulan moraller 69’da Palacio’nun golüyle bir nebze de olsa düzelmiş , 80’de takımın maestrosu D’Alessandro’nun golüyle yeniden yeşermişti. Bir şansımız daha vardı. Am bu kez sahneye Faty çıktı ve skoru 3-4’e getirdi. Artık durumu çevirecek zaman da yoktu 90+5’te Deivid’in mükemmel golü Uefa’dan parayı getirdi ama üst turun vizesini getirememişti. Gerçekten tam bir şoktu.



    Sezon sonunda Fenerbahçe 4. şampiyonluğuna ulaşmıştı ama teknik patronun peşinde bir dünya devi Inter vardı. Yönetimle sorunlarını bilen Inter oldukça cazip bir teklifle menajerin kapısını çalmıştı. Artık türkiye’nin adını Avrupa arenasında büyük bir takımın başında olarak duyurma görevi bekliyordu. Inter’in teklifini kabul ettim ve 5 yıllık Fenerbahçe defterini kağıt üstünde kapatmış oldum. Inter’e geçtiğimde arkamda sağlam bir kadro ve kazanılmış bir şampiyonluk bırakmıştım. Şimdi yeni bir ufka yelken açmıştım ve İtalya Seria A’nın bitmesine 2 hafta vardı. Şampiyonluk düğümü Juventus ve Inter arasındaydı ve juve mutlu sona daha yakındı. 3 puan farka lider olan Juventus deplasmanda Udinese’ye 2-0 mağlup olmuştu. Lecce’yi ilk maçımda 4-1 ile geçip şampiyonluk yarışında bir adım öne geçmiştim. Son haftaya girilirken 1.ile 6. arasında sadece 2 puan fark vardı. O son maç öyle önemliydi ki ya şampiyon olacaktım ya da UEFA’ya bile son sıradan katılacaktım. Napoli ile Guiseppe Meazza’da çok zorlu bir sınav beni bekliyordu ve o maçı Pandev’in 41.dk da attığı golle 1-0 kazanarak bir sezonda 2 şampiyonluk tatmıştım.





  2. #2
    Futbol Forum Cezalı rasheed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    16 Aralık 2008
    Nereden
    Ankara
    Mesajlar
    4.392
    Beğeniler
    42
    Bu ne ya...

  3. #3
    Anahtar Oyuncu Mustafa Barış - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    10 Mart 2008
    Nereden
    BURSA
    Mesajlar
    2.130
    Beğeniler
    0
    Konu yanlış yerde.
    İnanç bir tarladır,hedefi olanların sürdüğü.
    Gülmek bir mükafattır,ağlayan gözlerin gördüğü.
    Ölüm bir karanlıktır,tüm ışıkların söndüğü.
    Madalyon 2 taraflıdır ,iyi ve kötünün böldüğü...

  4. #4
    Wonderkid Revolution - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    05 Ocak 2009
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    4.920
    Beğeniler
    0
    Evet konu yanlış yerde baksın yetkili

  5. #5
    Dünya Yıldızı Özgür Çetin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    15 Mart 2008
    Nereden
    Balıkesir/AKÇAY
    Yaş
    20
    Mesajlar
    10.045
    Beğeniler
    167
    arkadaş Komedi Galiba
    "Kaç gol attığımın bir önemi yok,önemli olan onları nasıl attığım."
    "Eğer Ajax alt yapısında oynuyorsanız zaten büyük bir yıldızsınız demektir."
    İBRAHİMOVİÇ


  6. #6
    Gelecek Vaadeden MythEskiya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    28 Aralık 2008
    Nereden
    Geliyor Bu Samimiyet?
    Mesajlar
    454
    Beğeniler
    1
    gayet akıcı olmuş saol dostum

  7. #7
    Takım Oyuncusu Kaan Cantez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    16 Aralık 2008
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    1.388
    Beğeniler
    1
    Komik

  8. #8
    Anahtar Oyuncu Mustafa Barış - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    10 Mart 2008
    Nereden
    BURSA
    Mesajlar
    2.130
    Beğeniler
    0
    Yazmaya üşenmemişsin tebrikler baya uzun ve akıcıymış
    İnanç bir tarladır,hedefi olanların sürdüğü.
    Gülmek bir mükafattır,ağlayan gözlerin gördüğü.
    Ölüm bir karanlıktır,tüm ışıkların söndüğü.
    Madalyon 2 taraflıdır ,iyi ve kötünün böldüğü...

  9. #9
    Futbol Forum Cezalı Erhan KARTALLIOĞLU - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    25 Mart 2009
    Nereden
    Bolu
    Yaş
    20
    Mesajlar
    3.849
    Beğeniler
    60
    kardesim valla hiç yazmaya üsenmedinmi yaa

  10. #10
    Yıldız Oyuncu Majesty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Katılış
    19 Kasım 2007
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    17
    Mesajlar
    4.170
    Beğeniler
    61
    Sıkılmadan okudum. Gerçekten süper olmuş

Toplam 3 sayfa 123 SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kişi bu konuyu görüntülemekte. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

araba oyunları araba oyunları araba oyunları oyna araba oyunu bebek oyunları Dora Oyunları Dora Oyunları futbol oyunları Futbol Oyunları motor oyunları oyun oyna oyunlar oyunlar OYUN OYNA